SAHİBİNE ULAŞAN MEKTUPLAR; LEYLİM LEYLİM - Şirvan Erciyes

14.11.2013 00:00 SAHİBİNE ULAŞAN MEKTUPLAR; LEYLİM LEYLİM - Şirvan Erciyes "Nelere nelere baskın gelmez ki seni düşünmenin tadı" kaç kere yazıldı kim bilir gece yarıları sigara dumanından göz gözü görmeyen öğrenci odalarının dört duvarının mahreminde, sevgiliye gönderilen mektuplara alınlık diye

Üniversite bahçesinde yazın gelişiyle yeşermiş ağaçların gölgesine sığınmış neşeli çimenlere "kızlı- erkekli" serilmiş sohbet ediyorduk.  Arkadaşlarımızdan birisi geldi yanımıza ve Ahmed Arif ölmüş dedi. Her kafadan ayrı bir ses çıktı, üzülmüştük hepimiz. Kimin söylediğini anımsamıyorum ama cümle şuydu "Nâzım 3 Haziran`da ölmüştü, Ahmed Arif 2 Haziran`da öldü.  Hepimiz biliyorduk elbette Usta`nın ölüm tarihini, sürekli dinlediğimiz şarkıda "Bıraktık acının alkışlarına 3 Haziran 63`ü" diyordu. Bizler çok gençtik, "gece leylak ve tomurcuk kokuyor"du, aynı zamanda hanımeli ve iğde çiçeği. Hayatı değiştirme dönüştürme konusunda hevesli gençlerdik belki de hala çocuktuk büyümeyi hiç öğrenemeyecek. Büyümek yaşama tutunmaksa eğer bizler tutunduğu dal elinden zorla alınan, parmakları kırılanlardık her dem. Kendi çıkarının peşinden gitmeyi en büyük namussuzluk sayan yeryüzünü bir kardeş sofrası gibi düşleyen ve bu düşe tahammülü bile olmayanları hiç anlamayan, anlamayacak olanlar...

Dört şairimiz vardı, akraba, dost bilip sevdiğimiz. Dördünün de şairliği, şiirleri tartışıldı ve hatta şair olmadıkları iddia edildi sonraları şiirin cumhurbaşkanları tarafından. Bizler bu şairlerin şiirleri ile sevdalanıyor, coşuyor ve ezbere biliyorduk çoğunu. Şiirleri ören her sözcük yolumuzu aydınlatan ışıltılı simler gibiydi. Tahmin edeceğiniz gibi; Nâzım Hikmet, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe ve elbette Ahmed Arif` di bu dört şair.

            "Nelere nelere baskın gelmez ki seni düşünmenin tadı" kaç kere yazıldı kim bilir gece yarıları sigara dumanından göz gözü görmeyen öğrenci odalarının dört duvarının mahreminde, sevgiliye gönderilen mektuplara alınlık diye... 

  "Ve sen daha demincek,

   Yıllar da geçse demincek,

   Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,

   Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,

   Yaran derine gitmiş,

   Fitil tutmaz, bilirim.

   Ama hesap dağlarladır,

   Umut, dağlarla."

dizelerini okuyup dağlardan beliren umuda sarılıp, bıçkılanmış dal gibi düşen arkadaşlarımıza kederlenerek, birer sevda şiiri olarak okuduk bu şiirleri. Birer sevda şiiri evet, ama yalnızca bir kadına ya da bir erkeğe duyulan sevda değildi yüreklerimizi yakıp kavuran. Özgür olduğumuz, adil bir dünyanın hayaliydi aynı zamanda...

               Devrime sevdalı çocuklardık.

               Kırık dökük teyplerimizde Nâzım`ın ve Ahmed Arif`in kendi sesinden şiirler okuduğu kasetleri dinlerdik, birbirimize ödünç vererek.

                Şimdi bir kitap yayımlandı; Leylim Leylim... Ahmed Arif`in Leyla Erbil`e yazdığı mektuplar... Şaşkınlıkla karşılandı ilkin, en azından ben çok şaşırdım ve sevindim... Bu ozanı daha iyi tanıma ve anlama fırsatıydı benim için. 

               Tepkiler ise muhtelif: Ahmed Arif`i bir aşk şairine dönüştürmek, içini boşaltmak istiyorlar diyen de oldu, ölmüş gitmiş insanların mektuplarının yayımlanmasının mahremiyete ters düştüğünü söyleyerek esefle kınayanlar da...

               Bana göre ne içi boşaltıldı Ahmed Arif`in ne de ayıp edildi mahremiyetine. Bizler onun uzakları değiliz ki, aynı kederlerle bulutlanmış, benzer kaygılar gütmüş, omuz vermişiz ona. Ayrı gayrımız mı var?

               Leylim Leylim`de yer alan mektuplar tutkulu bir adamın kaleminden... Âşık ve cesur bir adamın sürgünde yazdığı mektuplar. Kimi kez kedere düşse bile umutla bakmaya devam ediyor hayata. Tüm imkânsızlıklarına karşın güçlü, umutlu ve ayakta. İşte bu yüzden o hala yaşıyor, yaşamaya devam edecek yüzlerce yıl daha. Onu yargılayan, sürgüne yollayanlardan hangisinin adı anılıyor?

               Dönemin edebiyat ortamına, Leyla Erbil`in ve Ahmed Arif`in yazma süreçlerine dair pek çok cümle var ki okurun ilgisini çekecektir.

               Ahmed Arif`in tek taraflı olduğu iddia edilen aşkının otopsisini yapmak değil maksadım. Ancak o zor günlerinde tutunduğu en güzel dal olduğu için Leyla Erbil`i daha çok sevdim.  

                Bana kalırsa iki büyük edebiyatçının dostluğu başlı başına aşktır. Yerleşik aşk algısının ve tariflerinin ötesinde...

               Aşk nedir ki? Belki de yoluna aydınlatacak küçük bir ışık yakmaktır, araya giren onca mesafeye aldırmadan, kuşların kanadına, bulutlara, rüzgâra emanet edilen ve sahibini daima bulan mektuplar yazmaktır.

 

 


Etiketler: leyla erbil - ahmed arif - leylim leylim - şiir - nazım hikmet

Diğer EDEBİYAT haberleri


  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3019

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.