Bağlama Konçertosu’nda Roboskî de var Gezi de

22.07.2013 06:51 Bağlama Konçertosu’nda Roboskî de var Gezi de Sanatçı Kemal Dinç, dünyanın ilk bağlama konçertosunu hazırladı. Dinç, eserde, Ermeni göçünden Roboskî ve Gezi Direnişi’ne kadar birçok etkilenmenin olduğunu belirtiyor.

Sanatçı Kemal Dinç’in, Bağlama için Konçerto’su dünya prömiyerini Almanya’nın Augsburg Barış Festivali’nde açılış konseri şeklinde yapacak.

21 Temmuz’da yapılacak olan Augsburg Barış Festivali’nde, bağlama için yapılan bu ilk çalışmaya, Augsburg Orkestrası eşlik edecek. Dinç, konçertonun, Ermenilerin göçünden Roboskî ve Gezi’ye kadar birçok olaydan etkilenmeler olduğunu söyledi. Kemal Dinç ile Bağlama Konçertosu’nu konuştuk. 

Bağlama için konçerto nasıl bir çalışma?

Bağlama İçin Konçerto çalışmasının formu şöyle: Solo bağlama ve orkestra için yazılmış bir eser. Buna konçerto diyoruz. Konçertonun anlamı, bir enstrümanın solistlik özelliğini karakterize edebilmek, hem geleneksel hem de özgün bir bakış açısıyla enstrümana yenilik getirebilmektir. Böylece o enstrümanı, yeni bir teknikle işleyebilirsin. Yani bağlamanın ya da bir enstrümanın her yönünü, tekniğini işleyebilmek için yazılabilmiş bir eser. Her enstrüman için bir konçerto vardır. Diğer bir deyişle konçerto, o enstrümanın gücünü rengini gösterebilme açısından önem taşıyor.

Eserin adından ve içeriğinden bahsedersek…
Eserin adı varoluştur. Eser, 3 bölümden oluşuyor: Varoluş, boşluk, kaos. Eserin 3. bölümü, soyut tınılardan ve parçalanmışlıklardan oluşuyor. Eserin 1. ve 2. bölümünde bağlamanın gerek geleneksel gerek önceki çalışmalarımdan derlediğim pasajları var. 
Teknik olarak değişimler ve yer yer Anadolu renkleri de var. Bağlamanın buradaki özelliğini şu şekilde söyleyeyim: Bağlama, coğrafik açıdan Anadolu ve çevresindeki ezgileri, tınıları, renkleri kurtarabilmiş bir enstrüman. Bütün bu saydıklarımızın hepsini bağrında taşıyabilecek bir güce sahip. Bağlama aslında geleneksel bir saz ama onun nasıl işlendiği önemli. 
Bağlamayı o yüzden seçtim ve orkestraya da yer yer o tınıları dağıtmaya çalıştım. Armonik açından formu batı klasik müziği tarzında. Farklı nefesler var, bakır nefesler, ağaç nefesler var, timpani var, yaylılar falan var. Toplam sanıyorum 80 kişilik bir orkestra. Bir yıl sürdü bestelemem. Batı müziğinde, aksak ritimler bir özelliklik olarak karşımıza çıkıyor. Doğaçlama ya da ağıt tarzı şeyler kullandım. Onlar için de bir özellik.
Solo bağlama için yazılmış ilk eser, ilk konçertodur. İlk kaydı yapılacak notaları basıldı. Orkestra için kitapları basıldı. Tamamı 40 dakika. 
2. bölümün başında bir doğaçlama kısmı var. O da, solistlik özelliği taşıyor. Sadece tek bağlama çalacak doğaçlama yapacak. Ben çalacağım. Onun dışında sonraki bölümün başında da piyano kadansı var. O da doğaçlama olacak. Bu eserin 2. solistlik özelliğini piyano taşıyor.

Çalışma süresi boyunca etkileşim veya ilham kaynağı neydi? Tarih, sosyal çalkantılar veya direnişler eserinizin şekillenmesinde nasıl bir rol oynadı? 

Senfonik eserlerde besteleme uzun sürdüğü zaman, örneğin 1 yıl veya 2 yıl gibi, eseri besteleme anındaki etkileşimler esere yansıyor. 4 mevsim yaşıyorsun örneğin. Ya da bir sosyal çalkantı falan yaşıyorsun ki benim eserimde de öyle. Benimkinde Ermenilerin göçü ve daha ciddi etkilenme o süreçte Roboskî Katliamı oldu onun izleri var yer yer. Son bölümde Gezi Parkı var. Gezi Parkı sürecinde tam da son bölümü besteliyordum. Gezi Parkı’nın tarihçesine de baktığın zaman orada Ermeni mezarlığı var. 
6-7 Eylül olaylarından sonra gayri müslümlerin gidip yerine farklı insanların geldiği ve o coğrafyanın kaba günlük bir yaşantıya yerini bıraktığını okudum. Gözlemledim. İstanbul yer yer böyle bir değişim yaşadı 6-7 Eylül olaylarından sonra. Sosyal çalkantılar, insanın zihninde yer ediyor. Bunlara da birşey biçiyorsun, bir renk, bir tını veriyorsun. Kafanda tasavvur ediyorsun. Çünkü bunlar, hem rengi hem sesi olan tarihteki hareketlerdir. Her sanatçının sosyal olayları yansıtması gerekiyor. Çalışmamda bahsettiğin konulardan etkileşim var ama karışık çünkü o süreçte bir sürü şey var; iç dünyadan dış dünyadan etkilendiğim karmaşık pasajlar var.

Bağlama için bir ilki gerçekleştiriyorsunuz zor olmadı mı?

Çalışmalar zor oldu bir örneği yok çünkü. Nereden kaynaklandı derseniz Augsburg Barış Festivali var. Barış gününün resmi tatil olduğu tek şehir. Onlar bir yıl önce bana “ne yapabiliriz” diye sordular. Ben de kalıcı birşey olması için konçerto fikrimi sundum. Konçerto ilk olduğu için şefte bir güvensizlik ortaya çıktı. Bilmiyordu, çünkü bir başka örneği yok. Ben 15 sayfa kadar yazıp gönderdikten sonra kabul ettiler.

Eserinizi oluştururken nasıl bir yöntem kullandınız?

Kütüphanelere çok gittim. Diğer enstrüman konçertolarını dinledim. Çağ çağ, mesela Bach döneminde biraz daha şekilleniyor ve klasik dönemde tam bir formunu alıyor, Beethoven döneminde daha daha gelişiyor formları. Sonat formu vesaire deniyor. Ondan sonra konçerto formu II. Dünya Savaşı’ndan sonra daha parçalanır hale geliyor. Sosyal düzen kırıldığı zaman müzik ve diğer sanat dalları merkezini kaybediyor. Merkezini kaybeden bir sanat formu sürekli dağılan, genişleyen, tek bir merkezde durmayan; ki zaten devlet ve aile sistemi de burada parçalanıyor.
I. ve II. Dünya Savaşları insanlarda tahribat ve değişime yol açtı. Müzik de öyleydi. Klasik anlamda diyelim ki bir tonaliteden başlıyorsun dolaşıyorsun iyi bir hissiyat aşılayabilmek için tekrar geldiğin noktaya geri dönüyorsun. Buna da tonika deniliyor. Merkez, ton yani. Diğer sanat dallarında da bu böyledir yani karmaşıklığa, insanların pek alışkın olmadığı bir sanat. Savaşlardan sonra edebiyatta, resim ve müzikte çeşitli isimler çıkıyor. Evren de genişliyor, sürekli dağılan, birbirini çeken ve iten bir sistem var. Sanatta öyle. Bütün sosyal katmanlardan etkileniyor sanat, bir bestekar da öyledir. Diyelim ki, yıkıma uğramış bir bestekar ile işinde gücünde, ailesinde, düzeninde olan bir bestecinin eserleri bir olmaz. Burada rutinin kötü birşey olduğunu kastediyorum. Yani burada yıkım, etkileyen birşey, değiştiren birşeydir. Olumlu ya da olumsuz örnekler verilebilir asıl kastettiğim değişimin kendisidir. Sanatın her alanında rutin kötüdür. Tekrar demektir. Tekrar, ya kendini ya da başkasını taklit etmektir. Ama bir olay yaşarsan o taklit bozulur ya da kafandaki düzen ya da sistem bozulur.

Konsere dönecek olursak...

Açılış konseri olacak. 1. kısımda klasik batı eseri çalınacak. Sonrasında konçerto, sonra ise değişik sazlar var. Onların aranjelerini de ben yaptım. Mesela ud var, Yunanistan’dan Girit’ten müzisyenler davet edildi. Türkiye’den Ertan Tekin var, duduk çalıyor. Ahmet Aslan var, yani küçük bir müzik grubu da var. Orkestra içinde aranje yazdım halk ezgileri ortak. Bütün konserin ağırlığı konçerto olacak. Hem batı klasik müzik hem bağlama konçertosu diğer anlamda da Anadolu’dan çeşitli tınıları bir arada bulundurup onu orkestra ile bezemek. Anadolu’dan ya da ona yakın coğrafya içinden gelen sazlardan seçme ezgiler çalınacak. 

‘Kimsenin itaat etmeye hakkı yok’

Festival komitesinden ve proje sorumlularından Düzgün Polat, bu konu hakkında yaptığı değerlendirmede bağlama için yapılacak olan konçertonun, Batı ve Mezopotamya ile birleşen kardeşçe yaşamanın müzikal dili olduğunu söyledi. Bu projenin, gerek Türkiye’de gerek dünyada başlayan halk ayaklanmalarına destek mesajı taşıdığını ifade eden Polat, bu konserin öncü bir fonksiyonu olduğunu ve Kemal Dinç’in dünyanın ilk bağlama konçertosunu yazdığını vurguladı. 
Polat, ayrıca Barış Festivali’nin alt başlığının da “Kimsenin itaat etmeye hakkı yok” şeklinde olduğunu söyledi ve tüm halkların kendi özgünlüklerini koruyarak birlikte yaşamanın mümkün olduğunu belirtti.


BİRGÜL ROAVA/DEN HAAG

http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=22388

Diğer MÜZİK haberleri


  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3873

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.